Ocak 17th, 2016

Kabullendik, kabullenmek zorunda kaldık değişimi, hayatın tüm fırtınasında oradan oraya savrulurken nerede bıraktıysam sertliğimi.
En ince noktalardan en ufak bir zaaftan faydalanıp birer birer işlemek nasılda güzel bir insanı, sonrasında değişmek, değiştirmek, yok etmek.
Ölüme götüren tüm bilinmeyenlerin arasında en fazla acıdığımız şey boşa harcadığımız hisler olsa gerek. Geçmişe dönüp baktığımızda kendimize gülerek ama içten içe utandığımız “bu insan için bunu mu yapmışım?” dediğimiz şeyler için.

Acıları severim, hüznü de öyle. İnsanı insandan soğuturlar, kendi sınırlarını ortaya çıkartırlar ve her seferinde o sınırları tekrar tekrar kırmayı severim. Yeterince acı çektiyseniz, karşınızdakinin canını yakmamak için bir sebebiniz olmaz, en basit şeyler bile anlaşılmadıysa, anlatmak için çabanız olmaz. El üstünde tuttuğunuz kişi üzerinize basıp geçiyorsa, artık göklere kaldırmaya çalıştığınız kişiler olmaz.

Belkide çok aptalca başlıyor sevgilerimiz, en güzele en iyiye gitmeye çalışıyor. Seviyoruz ya durmuyoruz daha iyisini daha fazlasını istiyoruz. Halbuki bi dursak, elimizde olanlara baksak bir kere de “çok iyiyiz yahu” diyebilsek. Fakat olmaz, mümkün değil. Senin şuyun böyleymiş, şuranda eksik varmış, şunu yapmamışsın şunu anlamamışsın. Sanki uzun süreleri birlikte keyf alarak geçirdiğimiz insanla değilde, binlerce yıldır savaştığımız antik bir düşmana takındığımız tavrı takınıyoruz.

Hangi sevgileri unuttuk biz, hangi dokunuşların, kaç bin nefesin üstünden geçtikte düşman olduk?

 

İbrâhîm
İçimdeki putları devir
Elindeki baltayla
Kırılan putların yerine
Yenilerini koyan kim

Güneş buzdan evimi yıktı
Goca buzlar düştü
Putların boyunları kırıldı
İbrâhîm
Güneşi evime sokan kim

Asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
Buhtunnasır put yaptı
Ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
Güzeller bende kaldı
İbrâhîm
Gönlümü put sanıp da kıran kim

 

Posted in Aşk... | No Comments »
Temmuz 21st, 2013

“Bir insan,bir insanı bir şey görür;bu hayattır.
Bir insan,bir insanı birçok şey görür;bu sevgidir.
Bir insan,bir insanı her şey görür;bu aşktır.
Bir insan,bir insanı görmez;bu ölümdür.”

Trafikte bazen kendi şeridinizde düzgünce giderken, bir araba gelir, sıkıştırır sizi, bir yere çarpmamak için şerit değiştirirsiniz. Anlamazsınız ne olduğunu anlık bir reflekstir. Kendinizi kazadan kurtarmak için yapılmış bir şeydir. Hayatta böyle gibi.
Her şeyin düzgün gittiğini sandığınız zamanda bir şey olur bi bakmışsınız farklı bir şeritte başka bir yöne gidiyorsunuz.

Fotoğraflara bakamamak nasıl incitiyor insanı biliyor musunuz? Gerçekten o fotoğrafların varolup varolmadıgını düşünmek nasıl incitiyor insanı.
Sanki hiç bir şey yaşanmamış, bir sürrelist ressamın çizdiği portlere bakıyormuşum gibi. Minik bir gülücük “hı” sesiyle çıkıyor dudaklarımın arasından.
Anlatmaya çakıştıklarımızın bir önemi var mıydı? Dürüst olmamızın bir önemi var mıydı? Yaşanılanarın bir önemi var mıydı? İyi yaptığımız şeylerin bir önemi varmıydı?

Farkediyorum ki bugün, binlerce iyi şey de yapsan, 2-3 tane kötü şey yapıyorsan senden kötüsü olmuyor nedense. İnsanlar olarak yapımız böyle herhalde. Kim bize en fazla değer verirse, kim bizi en çok severse onu incitmek, onu üzmek, onu kırmak bize bi şeyler getiriyor sanki.
İyi şeylerden de kimse bahsetmiyor ya zaten, varsa yoksa kötü şeyler. O küçük lanetli “kötü” diye nitelendilenler nasıl da bastırabiliyor yapılan her iyi şeyi, nasıl bastırabiliyorlar en hoş en masum duyguları, nasıl siliyorlar yaşananları anlam veremiyorum.
Üzüntünün olduğu mahalleden hiç çıkamayacakmışız gibi. Truman show filmini kendi hayatımda mı yaşıyorum ben?
Dışa akan gözyaşlarımda bitti zaten, öyle sessiz ağlamak lazım ki kimse duymasın, kimse görmesin. Kalbin bedene akıttıgı gözyaşları, insanı yaşlandırıyor herhalde. Biz zaten genç olabildik mi hiç?
Minicik sözcükleri dev dalgalarla yıkıyorlar aşıkların üzerine, kalbimiz hedef tahtası sanki, kim silahını kapsa 12 den vuruyor bizi, meleke inmiş elerine.
Nefes almak nasıl bir azaptır, neden mutsuzken içimizi yakıyor? Halbuki biz birbirimizin nefesinde buluyorduk aşkı. Şimdilerde mutluluklarımız küçük, sorunlarımız dev olmuş. Hayatta iyi yapılan şeyler neden bu kadar önemsiz ve sıradan oluyor? Biri gelse açıklasa bana keşke, anlatsa biri nedenini, sorunların büyüyüp mutlulukların küçülmesini anlatsanıza bana lütfen.

Kötü bir şeyi üst üste koyup nasılda kocaman pramitler yapıyoruz, kocaman olan iyiliklerimizi nasıl ufaltıyor kalbin rüzgarları.

Hey bi baksana gözlerime, bu gözlerdeki yansıma sana ait değil mi? Başkasıyla mı yaşamaya çalıstım ben bu hayatı, yoksa milyarlarca alternatif evrenin bana düşen kısmında sadece hüzün mü var?

Ocak 11th, 2013

Şimdi kayboluyoruz ikimizde, sen düşlerinin içinde, ben gerçekliğin pençesinde.
Sarmaşıkların ağaçları sarıp öldürdüğü gibi insanlar sarıyor etrafımızı, öldürüyorlar bizi.
Uyuyorsun, farkında değilsin hiç bir şeyin, hepsi senin için bulutların üstünde yürümek gibi,
Atıyorsun kendini anlık zevkin nehrine, batıyorsun en dibine.
Uzatmayacağım sana elimi, çıkartmayacağım seni rüyalarından.
Gerçeğin soğukluğunu tenine dokunduran ben olmayacağım.
Nasıl ki senin mutluluğunu izliyorsam şimdi, yarında mutsuzluğunu öyle izleyeceğim.
Bana bakan gözlerine bakmayacağım, kalbini duymayacağım, hayır bu kez seni düştüğün yerden kaldırmayacağım.

İnsanların en kötü zamanlarında yanında olmayı severim bilirsin, iyi zamanlarında akıllarına gelmeyip bir daha kötü olduklarında yüzlerine gülümseyerek bakmak için.
Gülmeyeceğim sana bu kez, acıyan gözlerle bakacağım ruhuna, küçük parçaları kırılıp düşmüşken.
Kanayan ellerinin üstünde kalkmaya çabalarken ruhun, yıkandığın zevk nehrinden su getirip serpeceğim üstüne.
Söylemeyeceğim sana seni sevdiğimi, söylemeyeceğim sana bendeki seni, çıldırmış gözlerin delerken üzerimdeki giysileri, eğilip öpeceğim bir kez daha saçlarını ve gülümseyeceğim yağmur tanelerine.

Posted in Aşk... | No Comments »
Ekim 15th, 2012

Avusturyalı maceraperest Felix Baumgartner uzaydan atlayışını başarıyla gerçekleştirdi. Türkiyede bile binlerce kişi bunu canlı yayından izledi ya da farklı haber kanallarından okudu. Ekşisözlükte dolaşırken bir konuyla karşılaştım, yazılan mesajlar  Türk kızının içler acısı halini gösterse de beni güldürdü. Bunları sizlerle de paylaşayım;

Başlık;
felix atlarken kız arkadaşının çektiği mesaj

Mesajlar;
1

“22 cvpsz arm brktm 1 kere geri dnmdn. uzydsn dmk beni ihml etmn anlmına glmyr. hiç mi zmnn yok.hiç mi mrk etmyrsn. çok üzyrsn beni felix”

2 dakika sonra:

“msj ulşmd diyr. iyonsfre grnce beni arrmsn?”

2
“annem sorp duruyr, nedn seni de götrmems atlamya diye :/ cvp veremyrm!”

3
“nyse sn uzaydasn glba bn mşgl etmym:s”

4
“ii eglncler sna…”

5
“atlamadn önce bni sevdiğini söylemni bklerdm:((”

6
+ http://thedeadbolt.wpengine.netdna-cdn.com/…ump.jpg

-“mncik etk var üstmde hr yerm ortda”

+http://myschool.in.com/…0jump320121015110737170.jpg

7
sen uzya çıkrsan bnde ahmetin dgm gnüne gidrm…

8
sn yokken ck zor gunlr gcrdim, sn yokkn ynmda ahmet vrdi, sn daha iyilrne layksn, bni bi dha arama ltfn

9
ben senden bir bardak su istesem benim için kalkıp mutfağa gitmezsin,canın istesin kendin için uzaya çıkarsın.yeter artık bu davranışlarına katlanamıyorum ben !!!

10
aferin yanii, bugün aslının doğumgününe gidecektik yaptığına bak. rezil ettin beni, senin yuzunden tek basıma gidiyorum. sana iyi eglenceler. umarım mutlusundur.

11
“atlamadan önce o eli kime salladın bakiyim sen!!!111!!11!!”

12
“deli :p delisin sn yha :p deli deli manyak ay slk shey :p”

13
“bnmle hc ilglnmdn bgn”.

felix otocvp: uzaya gittim. gelicem.

 

14
-“snden önce sadce bir kişyle seks yaptm. bunalm yapma atlama sakn”

+”lan manyak karı! rekor için atlıyorum ben ne seksi saçma sapan konuşup oyalama beni rekor denemesindeyim”

-“sn artk beni sevmyorsun =((”

15
“-burdan çıkınca ilk işimiz nikah masasına oturmak olsun, bak elin türk spikerinin ağzına sakız oldu ilişkimiz.”

16
– kaç saattr bi kre bile aramdn, msj bile atmdn. bi msj atck ble vaktn ykmydu. tvalete ble mi gtmdn. bni hc dusnmysn, sdce kndini dusunysn. sni mrk ediyrm ama anldm ki sn bni etmysn. dha dsncli olmni beklrdm..

17
– babam sigortalı bi işe girsin, öyle uzaydan atlamakla olmaz bu iş diyo.

18
otbste oldgmu biliyrdn ama yine de atlamşsn. byle br yere varamyz. :((((

19
“kendin zevkin doruklarına çıkmayı biliyorsun, benimle ilgilen benimleee hıhh

 

20
msj1: aşkımmmmmmm
msj2: naber
msj3: özledimmmmm
msj4: :(((
msj5: aşkımmmmmmmmmmm
msj6: oraya gittin beni unuttun.amacın ne anlamıyorum gerçekten anlamıyorum
.
.
.
msj17: bundan sonra ben de aynısını yapacağım
msj18: sen beni sevmiyorsun
msj19: :((((((
msj20: neyse ben yatıyorum sna ii gclr yada ii eglnclr mi demeliyim artık her ne yapıyorsan

 

21
“felix nedn byle yapıyrsn”

 

22
“bi kere benden bahsetseydin ölürdün di mi :(”

 

23
“ben kendimi kötü hissediyorum ve sen yine yoksun. ne zaman oldun ki. neyse…”

24
“bi msj atmk ck zrdu dmi… gcen gn pes oynyrm ddn grzekli arkdslrn rhatsz oluo diee aramdm msjda atmdm….smdi arkdslrnda yk… afrn sna dick bsy bulamyrm yni o kdr rhatsn ki…”

 

25
– bn snemaya gdlm dedigmde ble vktm yok yorgnm dyosn ama sn kndi zevkn icn blonla uzaya ucuysn. sna dyck bsy bulamyrm. nyse yttm bn ii gclr..

 

26
“bana dürüst ol ? atlarken kimi düşünüyodun gerçekten ?”

 

27
– bni de ynina almni, en azndn sormni beklrdm. bu heyecni bnmle ysmk istersn diye dusnmstm. hytinin neresindym hc blmyrm. nyse yttm bn ii gclr..

 

28
“cevp vreckmisinn????!!!!”

“değmzmssn felix’, artq istdgn yrden atlyablrsn rhat rhat, bz olamicz snrm”

 

29
“flx bni ararmsn hmn moralim çk bozuk.s.s”
“nyse uzay bndn daha önmli snrm ii gclr..”

 

30
– bu gce degermi daha ii anldm. bn bu kdr uzulmyi haketmyrm. snin akln hvada bu byle gtmz. kndne ii bk..

31
“oradan saçlarım nasıl gözüküyor hayatım, şey bide hırkanı al üşütme oralarda… haa felix, neyse boşver…”

 

32
– ekiptki kdnlardn hc bahsetmemstn. bna krsi daha durust olmni beklerdm. nyse yttm bnn ii gclr..

 

33
“bu şeklde ilgmi çekcğni sanıyosn fena hlde yanlysn felixxx. giden gitmştr gittigi gn btmstir!!”

34
akln fkrin biyerlerdn atlamkta bn hayatnda yokmsm gibi davranysn. nyse yttm bn ii gclr..

 

35
– snden ufacık br srpriz istdim onu bile ypmadım ama taa uzaya çkıp ordan atlyorsun. bn anldım anlyacağmı nyse bşvr. sanırım bni esksi kdr svmiyrsun ilk bşlrda böyle dğldin felix. nyse uyuyrum bn skn mesj atma bna.

 

36
– o kdr yuksqe cktn bi “sni svyrm” die baqrmk ck mu zrdu. nyse deqmzms ii qclr…

 

37
hani inr inmz bni arycktn? uzya çktn bni unttn dmi? bu kdr bst işte btn erkklr aynsnz.

 

38
” yaaa ne işin var şimdi uzayda falan, ben napçam, benim canım sıkılır, salla uzayı hadi geeel yaaa”…

 

39
beni neden götürmedin, benden utanıyor musun?

 

40
kaskının üzernde kndi adini yzmssin en azndn balnda bnim adimi gorurrm diye dusnmstm ama yne bni ynltmdn tskler. nyse yttm bn ii gclr..

 

41
(2 cevapsız arama )
– canım?
(3 cevapsız arama)
– orda mısın?
(5 cevapsız arama)
– o telefonuna bakacak mısın?!
(20 cevapsız arama)
– son kez arıyorum felix. yine açmazsan yemin ediyorum bir daha yüzümü göremezsin.
(1 cevapsız arama)
-byeeeeeeeeeeee

42
“atlarken adımla beraber beni sevdiğini söylemeyi de unutma”

 

Yazan arkadaşlar o kadar güzel yazmışlar, o kadar doğal olmuş ki, bir yandan da acıdım garibanlara, böyle kezbanların böyle mesajlarına maruz kalıp hayata devam edebilmek mucize olsa gerek.  Tanrı Türk Erkeklerini Korusun, Amen!

 

Posted in Komik | No Comments »
Ekim 15th, 2012

Hayat çoğu kişi için sadece mücadele vermekten ibaret, kimisi ailesi için, kimi kendisi, kimi sorumlukları için.
Benim için hayat insanları incelemek, anlamak ve gözlemlemekten ibaret. Bu tarafsız gözlemlerim bazen öyle hallere sebep oluyor ki, bazen karşımda duranların karaktersizliği karşısında ben bile hayrete düşüyorum.

Hayatınızda tanıyabileceğiniz en karaktersiz insanları, ya üniversitede ya da askerde tanırsınız.
Üniversitelerdekilerden bahseceğim ben sizlere bu yazıda.

Öncelikle şunu bilin ki türkiyede üniversite kazanmak çok basit, şu anki eğitim sistemiyle 1-2 sene dershaneye giden herhangi bir primat bile üniversite kazanabilir.
Bu yüzden üniversitelerin geneli, karaktersiz kendini bir bok sanan, kültürün ya da bilginin üniversiteye girince, uzaydan kendi beynine download edildiğini düşünen beyin yerine omurilikle ve can çekişen bir amiple hayata devam etmeye çalışan insanlar.

Böyle kişileri şu sözlerden tanırsınız;
Hoca bir bok bilmiyor yaeee.
Bu hoca hiç güzel ders anlatamıyor yaee.
Ben herkesten daha zekiyim ya
Aslında çalışmadım çalışsam daha iyi bir yeri kazanırdım yaee.

Bu cümleleri kuruyorsa karşınızdaki insanlar, o grubu o ortamı terkedin, hatta koşarak uzaklaşın arkanıza bile bakmayın.

Sınıfımda çok ilginç insanlar var, ilginç diyorum ama iyi manada değil bu kesinlikle. Hani şark kurnazı dedikleri kişiler vardır ya öyle, liseden çıkıp güç bela bir okula yerleştikten sonra, direk olarak kültürlenen ve ordinaryus olan tiplerden bahsediyorum.
Bir de insanları kullanmaya çalışan ya da kullandığını sanan kevaşeler yok mu, gözlerine bakıp gülüyorum sanıyorlar ki”heh bu da tamam” fakat ben sadece acıdığım için gülüyorum.
Bir şeyleri karıştırıp, olayları sizin iyi niyetinizin üstünden size yıkmak isteyen dangalaklara ise değinmesem olmaz.
Bunları hemen hemen her konuda görürsünüz, minicik insanlar. Akıldan ahlaktan karakterden yoksun varlıklar. Tutuyorum kendimi üzerlerine kusmamak için, midemi bulandırıyorlar.

Bir yerden sonra, farklı bir yapıya büründüm artık, görmek istemediğim şeyleri göremiyorum, sınıf bana göre 7-8 kişiden ibaret, gerisi ise hayallerden oluşuyor. Bir beden var ortada, ama o bedene uygun akıl yok, karakter yok. Sadece beden, sadece et var. Evrimin temel işlevini yerine getirmemesiden kaynaklanan kazalarla gelişen amipsi beyin, ancak hayatsal faliyetlerine yetiyor.
Karşılarındaki insanın onları görmediğini, yok saydığını anlayamıyorlar.

Bu kadar dangalağın içinde yine de çok iyi insanlar çıkabiliyor. Teşekkürü hakedecek, sohbetiyle sizi mutlu edebilecek insanlar.

Eylül 12th, 2012

Gecenin köründe uykunun cehennem azabına dönüştüğü yerde kalkıp yazı yazmak gibi bir şey yapıyorum. Müthiş değer verdiğim bir insanın bana aldığı viski ve çikolatalar nefesime ortak.

Evimin yakınında mezarlıklar var, eski evler, bakımsız kalmış yıkılmış bahçeli evler. Tabiki hepsi kedilerin aşk yuvaları, çiftleşme ve yavrularını doğurma yerleri. Böyle olunca o güzel kedi yavrularını görmemek seslerini duymamak hiç olur mu?
Kedi yavrularını sever misiniz? Ben onlara tapabilirim! Hele o çıkardıkları ses yok mu? Hayatın karanlığına, dünyanın kirlenmişliğine, insanların bencilliğine inat bağırışları yok mu? Miv! Miv!
Bu ses beni nasıl mutlu ediyor, bana nasıl bir yaşama arzusu aşılıyor ben bile inanamıyorum. O küçücük varlıkların bir nefes almak için hayatla yaptıkları bu amansız mücadele, lafta bilinçli bir insan olarak beni kendime getiriyor.

Yaşadığım şehir türkiyenin en fazla yağış alıp, iki bacaklı sığır popülasyonunun erzurumdan sonra en fazla olduğu yer. En nadir bulunan şey ise buralarda “İnsan” soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya, böyle olunca bizde bulduğumuz insanlara sıkı sıkıya sarılıyoruz. Adam akıllı 5-6 tane “insan” diyebileceğim dostum var, onlarla görüşmek için dışarı çıkıyorum. Geçen gün de aynı şekilde dışarı çıktım, bir şeyler alıp eve dönerken bir ses geldi, o minicik haykırış yüzümü güldürdü “Miv” Yağmur sesini bastıran o küçük canlıyı görmek için sağa sola batım ama göremedim, elimdeki poşetleri binanın girişine bırakıp yağmurun altında kedi armaya başladım, parketmiş bir arabanın altında miyavlayan yavruyu gördüm. Duman rengiyle beyazın karışımı, patileri ıslak suratı komik bir şekilde asılmış o minicik hayat parçacığnı gördüm. Bi iki pisi pisi kar etmedi, hangi taraftan baktıysam, çağırdıysam doğru olanı yaptı ve ona ulaşamayacağım bir yere kaçtı. Akıllıydı çünkü doğanın en vahşi yaratığı olan insandan kaçmaya çalışıyordu, bu hayat parçaları kendilerini korumalıydılar.

O küçük suratlırını tutup öpmek, onlara satranç öğretmeyi istemek, koşmalarını saçmalıklarını görmek beni müthiş derecede mutlu ediyor. Hele köylerde olan daha sağlıklı yavrular, insana böyle daha uzak durup besleyince yemek verince alışan sonra yürüdüğün yerden ayrılmayanları görünce daha da ısınıyor insan bu küçük “miv”ciklere.
O sesiniz hiç kesilmesin güzel, değerli canlılar, her zaman “miv”leyin. Ben de gülümseyeyim.

 

Temmuz 2nd, 2012

Hayat her zaman araba kullanmak gibi oldu, kaza yapmamak için önüne bakman gerekiyor, öyle biraz değil, gözünün alabileceği bir mesafeye, ona göre dönmeli, ona göre sinyal vermeli, ona göre durmalısın. Bu kadar basitti işte, araba kullanmak ve hayat.

Eskiden şaşırıyordum bazı şeylere, büyük tepkiler gösteriyordum. Kırıyordum, bazen kırılıyordum karşımdaki değer verdiğim biriyse eğer… Şimdi geçmişte şaşırdığım şeylere bakıp gülüyorum sadece. Basit geliyorlar, şaşırmıyorum artık.
Ne bir dostun vefasızlığına, ne bir sevgilinin saçmalıklarına, ne iktidar hırsıyla mala bağlayıp hayatı zindan eden lafta modern kadına, ne de zeki geçinip aptallığın bayrağını sırtında taşıyan insanlara.
Gülüyorum ve farklı şeyler arıyorum, düzeltmeye çalışmıyorum, değiştirmeye çalışmıyorum, anlamaya çalışmıyorum. Basit olanı yapmak varken, çaba göstermenin sebebi nedir? Mücadele sonunda gelecek olan zaferin bana yaşatacağı anlık ego tatmini mi? Kendini olduğundan üstün gören bir kadına “hiç” olduğunu kanıtlayınca yüzündeki ifadenin hoşluğuyla sarhoş olmak mı? hayır! Uğraşmak istemiyorum artık, ilgimi çekmiyor artık.

Ne bu ülkede olan saçmalıklara şaşırıyorum artık, ne de hayatımda olan insanların saçmalıklarına.

Bana geçmişimden son kalan yadigar, gel yanıma elinde şarap şişeleriyle, kadehler istemiyorum senden, sadece birini bırak ve git. Sen kendi cehennemine, ben kendi cehennemime dönelim.

Nisan 19th, 2012

 

Merhaba okuyucular. Bu konunun neresinden tutsam da size anlatsam güzel bir biçimde bilemiyorum, acayip derecede garip iğrenç 21. yüzyıla yakışmayan bir şey.

Etrafınızda hiç duyu organları fazlasıyla iyi çalışan insanlar oldu mu? Çok hassas koku duyusu olan mesela, eve girdiğinde yemeğin içindeki tüm maddeleri parfümden evde kimin olduğunu falan anlayabilen? He işte bu dediğim şeyleri yapabilen biri benim. Karadenizli olduğumdan mıdır nedir, burun koku alma konusunda fazla gelişmiş, Allah’a şükür uzun değil…

Tabi ki bu çoğu zaman benim için kötü sonuçlar doğuruyor, çünkü toplumumuzun kadınları “temiz” sanılmasının aksine bi kokarca tarzında kokuyorlar. Ter mi istersiniz, vajinal leş kokuları mı istersiniz, çok geniş bir portföye sahipler.
Bu yazının çıkış noktasıda başıma gelen bir iki olaydan dolayıdır.

Türk erkekleri pasaklı bilinirler fakat bu büyük bir yanlıştır, erkeklerimiz pasaklı değildir “Düzensizdir” düzen olgumuz, düzensizlik altında ilerler, bu bizi rahat ettirir, giysilerimizn sağda solda olması önemsizdir, önemli olan karnımızın doyması işlerimizi görebilmemiz, herhangi bi yere zamanında gidebilmemizdir.
Türk kadını çok temiz ak pak bilinmeside büyük bir yanlıştır. Düzenli olmakla temiz olmak bir değildir, yan yana bile gelemeyecek şeylerdir.

Bu gözler ne kız öğrenci evleri gördü, ayakkabıyla girilip kullanılmış pedlerin çöp torbalarına doldurup sağa sola atıldığı, 1 parmak tozdan geçilmeyen, mutfağa araştırma ve kurtarma ekibinin bile giremeyeceği. Fakat evleri pekte sikimde değil açıkçası, benim umrumda olan nokta kişisel temizlik.

Yahu ben bile, zamanı kıt olan bir insanım, günde iki kere duş alıyorum, 4-5 tane parfümüm, losyonum kremim falan var. Temizliğiyle övünüp bok gibi kokan kadınlar ne yapıyorsunuz? Bu kadar boktan kokmayı, böyle olmayı nasıl beceriyorsunuz? Gerçekten ben bunu merak ediyorum.
En son yaşadığım olayda yanıma bi leş oturdu, çok afedersiniz kokudan dayanamayıp arabadan indim. Dayanılacak halde değildi, sanki vajinasına soğan ve sarımsak doğrayıp turşu yapmaya çalışacak şekilde kokuyordu. Eve gelip kendimi çitiledim, parfümlerden sağıma soluma sıktım ama yok o lanet koku sanki üzerime sinmiş ruhuma kazınmıştı.

21. yüzyılın modern kadını her şeye ulaşmak bu kadar kolayken, neden duş alamıyorsun? Neden gidip adam gibi bi parfüm alamıyorsun? 100 liraya müthiş parfümler var yahu, al bitane bizi cefadan kurtar, ya da her gün duş al, düzgün bi duş jeli kullan iç çamaşırlarını falan değiştir giysilerini değiştir çiçek gibi ol bizide küfrettirme hayattan soğutma ne olur çok mu zor bunlar?

Bir de bunların başka bir versiyonu var, sevgilisinin ya da fuck buddysinin evine yanına giderken bi duş almayan, kendini temizlemeyen bok torbaları var. Ağzınıza sıçayım sizin, sizi insan diye vajinadan çekip çıkartan doktorun amına koyayım!
Öyle bir devirdeyiz ki, adet olduğunuzda bile kullanacağınız hoş koacak müthiş ürünler var, sevgiliniz elini kalçanızda, vajinanızda gezdirdiğinde, ellerini kesip gömmesine sebep olmayacak ürünler var. Alın bitane onlardan kullanın bi zahmet, her gün duş alın siktiğimin kokarcaları, tırnaklarınızı ters çevirip götünüze sokacağımız şekilde uzatmayın bi zahmet sevmiyoruz…

İğreniyorum bu tarz insanlardan, bu yaşa kadar size bu terbiyeyi veremeyen, kişisel temizlik nedir nasıl yapılır öğretmeyen annenizi de sikeyim bir çocuk yapayım ondan da babanıza göstereyim çocuk öyle olmaz böyle olur diye.

Nasıl temiz ve hoş bir kadın olunur? Çok basit bak sıralıyorum.
-Her gün duş al.
-Tırnaklarını kes, bi ağda yap, lazer epilasyona falan git, sakalını bıyığını kes.
-Vucudun için kremler kullan, vajinan ve kalçaların içinde aynı. Tuvalete gidip sıçtığında götünü iyi yıka, gerekirse ıslak mendille sil ki bok kokma!
-Erkek arkadaşının ya da fuck buddy’nin yanına gideceksen bunları tekrar yap ki adam kusmasın  ya da zehirlenip ölmesin.

Bu yazımda anlattığım insan müsfettelerinden ziyade, çok temiz mükemmel derecede dikkatli olan kadınlar da tanıyorum. Helal olsun onları yetiştiren aileye, o temizlik anlayışını aşılayan kişilere. Keşke herkes sizin gibi olsa da böyle bir yazı yazmak zorunda kalmasam.

Mart 1st, 2012

Hiç yazasım yoktu aslında, yarın sabah Ankara’ya gideceğim için yolculuklardan önce uyumayı pek sevmiyorum. Arabada ya da uçakta gereksi zamanlarda uyumak için.

Bundan bir hafta kadar önce, patronumun sponsorluğunda bir yurtdışı gezisi yapma şansım oldu. Garip eğlenceli bir o kadarda öğreticiydi. Genelde yalnız gittiğimde içmek ve gezmekten başka bir şey yapmadığım için pek fazla şey öğrenemiyorum.

Ekonomisi kötü olan ülkeler vardır, küçük ya da büyük farketmez bu ülkelerin revaçtaki mesleği fahişeliktir. Fahişeleri aşşağılamak değil benimkisi, çoğu 2 kuruşluk mahalle orospusundan çok daha gururlu akıllı kişilerdir fahişeler. Hele üniversitelerde gördüklerinizden kat be kat iyidirler.

Bir ara karadenizde, nataşa çılgınlığı vardı. Yıkılan sscb’nin yankıları dünyada duyuldu, kadınları karadenizde tanındı. Karadenizli neyi  varsa yoksa, sattı ruslara yedirdi. Ev araba, toprak vs vs…
Karadenize gelen nataşalar, burda bacakarası bankayı kullanarak, yurtlarına dövizlerle döndüler eşyalarla döndüler. Ne mağaza sahipleri seks karşılığı eşya, giysi gibi şeyler verdiler çuval çuval.

Şu anda rusyanın halini görüyorsunuz, 15 yıl önce açlıktan geberen millet şimdi dünyanın en büyük ekonomilerinden biridir. Moskova dünyanın en pahalı ve gözde şehirleri arasına girmiştir.

Bunun sırrı arkadaşlar bacakarası bankada ve milletimin sekse olan açlığından kaynaklanmaktadır. İş gezisi için gittiğimiz yer gürcistan ve rusyaydı. Gürcistan, yaptığı bir geri zekalılık sonucu rusyayla savaştı. Savaş dediğimi şey 3 saat sürdü, rusyanın sahip olduğu tank sayısı gürcistanda yaşayan insan sayısından fazla, 3 saatte tifliste tankla gezdi adamlar. Bu yüzden gürcüler en büyük ihracat yaptığı rusyayı kaybetmiş oldu. Ekonomik buhrana düşen gürcistanta revaçta olan mesleği tahmin etmek pek zor değil.
Bundan iki yıl önce gürcistanda 45 Lariye(gürcistan parası, o sıralar 1 türk lirası 1.5 lari 1.8 lari arası değişiyordu) 4-5 kadınla grup seks yapabilirdiniz, şimdi ise 150 dolara maymun yavrusuyla falan sevişirsiniz. 150 dolar onlar için az para değil arkadaşlarım. Öğretmenleri aylık 120 dolar maaş alıyor, fahişeler gecede minimum 150 dolar kazanıyorlar.
Fahişeler belirli bir süre çalışıp iş yeri açıyorlar, tabi bu kazandıkları para da ekonomiye katkı oluyor. Bizimkiler yine buradan ev araba, toprak satıp gürcistanlı hatunlara yediriyorlar. Şu Türk milletinin uçkur düşkünlüğüne anlam verebilmek mümkün değil. Bizim ülkemizde bu kadar fahişe varken niye dövizleri başka bir ülkeye bırakıyorsunuz ki?

Şimdi yunanistan halkı çok or durumda, ekonomik buhranla savaşıyor. Yakında ege ve akdeniz kıyılarımıza helen akınları başlar. Bana güvenin dostlarım, ikiüç yıl içinde yunanistanın ekonomik durumu bizden çok daha iyi olacak. Çünkü biz öyle bir milletiz ki, siktiğimiz millet kalkınır. 😉

Dipnot: Karakterim ve prensiplerim gereği para karşılığı seksi tasvip etmiyorum. Yapmayın! Kendinize saygınız olsun, istenmeyecek bi insan değilsiniz. Kötü biri değilsiniz, sizi her şeyiyle sevecek, sizinle bedenini ruhunu paylaşacak birini bulabilirsiniz. Sadece kararlı olun, saygılı olun. 😉

Tüm bu seks piyasasını nerden mi biliyorum diyorsunuz, hiç bir fahişeyle birlikte olmadan. Sohbet etmek için seks yapmanız gerekmiyor, iki kadeh içmeniz yeter, insan olmanız yeterli. Başkalarının tecrübelerinden faydalanmanız yeterli…

Şubat 11th, 2012

14 Şubat sevgililer gününe az bi zaman kaldı. Böyle sikko günlerden en fazla muzdarip olanlar malumunuz olduğu üzre erkeklerdir. Tüketim bilinciyle büyütülmediğimiz ve onu alayım, şunu alayım şunuda alayım derken hayatımızı vitrin camlarına bakarken geçirmediğimizden bu günlere pek önem vermiyoruz. Vermiyoruz da yanlış mı yapıyoruz, tabi ki hayır.
Düşünebiliyor musunuz, sevgilinizle özel gün dediğiniz şeyi, dünyada sizinle birlikte en azından 3 milyar insan kutluyor. Hediyeler alınıyor, kredi kartları kullanılıyor, para döngüsü sağlanıyor, dünyayı yöneten servet sahipleri daha da zengin oluyor. Neden peki?
Sevgilim dediğiniz beyin yoksunu, materyalist fahişenin anlık ego tatminini sağlamak için kafamızı sikmesini önlemenin tek yolu bu da o yüzden.

Zaten şu dünyada anlayamadığım konulardan biri de en iyi şairlere bakın, erkektirler, romantizmle özdeşleşen kişilere bakın erkektirler fakat günümüzde romantizmin balını kaymağını yiyense hep kadınlar. hiç bir kadın tarafından size sürpriz doğum günü partisi yapıldı mı? Hiç biri size şiir okudu mu gözlerinizin içine bakarak? Hiç kasmadan, sokağın ortasında dudaklarınıza yapışık öpücüklere boğdu mu? Tabi ki hayır! Çünkü bunları yapan bizleriz… Yine de yaranılmayan, beğenilmeyen, burun kıvrılanda bizleriz…

Bu duruma dur demenin bir yolu var. O da bu günleri gerçekten umursamamak, hiç bir şekilde hediye almamak, kimseye sürpriz yapmama, aynı rutinde hayata devam etmek. Bize medya ve kadınlar aracılığıyla dayatılan bu “Özel Günler” zırvasını hayatımızdan atmanın tek yolu budur…

Size romantik olmayın demiyorum sevgili okuyucularım, hobi olarak yine olun fakat materyalist fahişeler için hayatınızı zindan etmeyin. Aldığınız hediyenin taksidi bitmeden ayrılıyorsunuz zaten, bi şey alma amına koyyim!

Bu arada kısa bir bilgi. Şu anda dünya para piyasasının %40 ını elinde bulunduran insanları daha zengin etmek istiyorsan, mazluma atılan bir kurşuna, herhangi bi ülkede çıkan iç karışıklığa destek olmak istiyorsan, bu tüketim çılgınlığına sen de katıl…
Seni gerçekten seven bi insana, bi gülüşün yeter unutma. 😉

 

  • Sayfalar


  • Notice: footer.php olmayan tema 3.0 sürümünden berikullanılmayacak ve şu an için alternatifi yok. Lütfen temanıza bir footer.php şablonu ekleyin. in /home/loveisli/public_html/wp-includes/functions.php on line 3784