January 24th, 2010

Cuma gecesi şarap şişesinin son damlaları bitiyor, yatağıma uzanıyorum. Ev arkadaşımdan aldıgım bir kitabı açıp sayfalarına göz atıyorum ilk 50 sayfası çekici gelmiyor, oflaya puflaya kitabı bir kenara bırakıp. Gözlerimi yumuyorum. Aptal kabuslarımdan uyandıgımda hava yine karanlık… Saat 14:00 ı çoktan geçmiş 15:00 da kursum var… Üzerime buldugum pantolon ve kazağımı geçirip balkon kapısını açıyorum havaya bakmak için, yüzümde hınzır bir gülücük geliyor. Kar yağıyor hemde gayet şiddetli şekilde. Kurs hocasını arayıp kurs olup olmadıgını soruyorum. Kursu aramam gerektiğini söylüyor. Merve hanımı arayıp kursun olduğunu öğreniyorum.

Halbuki lisedeyken böylemiydi…

Havada kar gördüğümüz zaten okulun olmadıgını bilerek okula kar topu oynamaya giderdik. Biri Sakatlanana ya da cayana kadar devam ederdi oyunlar. Binanın altında kardan adamlar, yokuş olan yerlerde götünün altına muşambayı alan soluğu ya bir arabanın altında ya da duvara çarpmış şekilde alırdı . :)

Geçmişin hayalleriyle dalmışken telefonum çaldı. Kurstan arıyorlardı ve kursun olmadıgını söylediler. Bu kararı almalarında hiç bir öğrencinin gitmeyecek olmasını anlamalarının büyük rol oynadıgını biliyordum.
Koltugumu alıp camın kenarına oturdum hem karın yağışını izliyor hem de hayaller kuruyordum. Karşıdaki minik evin çatısı çoktan örtülmüştü, tıpkı benim üstü örtülen düşüncelerim gibi, nelerle kapatmıştım bilmiyordum en azından o evin üstü açılabilirdi ama benim düşüncelerimin üstü açılmayacaktı.

Karnımın guruldamasından acıktıgımı hissettim ev arkadaşım ahmete seslenip birlikte kahvaltı hazırlamaya başladık. mutfağın balkonundan kar topu alıp kafama yapıştırdı. Kar topu oynama isteğim ne kadar arttıysada durmak zorunda kaldım. İstanbul insanın kar topu oynama isteğini bile emiyordu. Tıpkı ruhunu , duygularını , yaşamını emdiği gibi…

Kahvaltıyı bitirip bir bardak meyve çayı alıp odama geçtim. Perdeyi kenara çekip koltuğuma oturdum geçmişi düşündüm. Ne güzeldi köydeki evimde beyaz örtünün altında uyanmak ve ne güzeldir öldükten sonra kefenin içinde gözlerini açmak…

Kim bilir….

Kar yağıyor penceremin dışında, Bedenim Sıcak, Ruhum Üşüyor…

Strahd İsmail KÖSE

January 24th, 2010

18 yaşındaki kız, annesine iki aydır adet görmediğini söyler. Annesi,çok tedirgin olur ve eczaneye bi…r hamilelik testi almaya gider ve sonuçlar kızın hamile olduğunu gösterir.
Anne çıldırmıştır, bağırır çağırır ve -bunu yapan hangi domuz? Bilmek istiyorum der.
Kız telefon acar ve yarim saat içinde bir Ferrari evin önünde durur, içinden hafif uzun boylu, sarı saçlı ve çok pahalı bir elbisenin içinde karizma bi genç iner ve içeri girer.
Genç, -kızınız durumu anlattı der , -kişisel durumumdan dolayı kızınızla evlenemem, ancak tüm sorumluluğu alıyorum der,
-Eğer bir kız çocuğu doğarsa annesine bir ev, bir yazlık villa ve milyon dolarlık bir banka hesabi,
eğer bir erkek çocuk olursa bir kaç fabrika ve bir milyon dolarlık bi hesap eğer ikiz doğarsa her ikisine de 500 bin dolarlık hesap ve bir fabrika vereceğim der.
Ancak düşük olursa…. O zamana kadar sessizce bekleyen baba elini dostça gençin omuzuna koyar ve -o zaman tekrar denersin evladım..

Posted in Komik | No Comments »
January 23rd, 2010

Kimin Yaptığını bilmediğim, Kırım Kongo Kenesi İçin Yapılmış Komik Bir Marş :)

Posted in Komik | No Comments »
January 20th, 2010

Kış geceleri arkadaşlarla toplanıp sıcak evde sohbete doyum olmuyor. Dün gece kurstan dostlarım bana geleceklerdi, geldiler sohbet muhabbet derken canımız sıkıldı karnımız acıktı dışarı çıktık. Fulya realden bir şeyler alıp eve döndük ve yemek hazırlamaya başladık. Bir tane adı lazım değil göt arkadaşım hiç birşey yapmayıp pc başında oturdu. ben çalışırken ya da bir şey yaparken onunda faydalanacağı insan öyle durunca sinirlerim bozuluyor, bozuldu da.

Patateslerimiz, nuggetlerimiz kızardı kolamız meyve suyumuz bize yetecek her şeyimiz vardı. Yemeklerimizi yedik bir arkadaşım  yemeği yedikten sonra kaçtı(gecenin götü olan arkadaşım ). 3 arkadaş kaldık. Biralarımızı açtık sohbete başladık.

Bilgisayardan, oyunlardan , hayattan sohbet döndü döndü….  Kızlara geldi. Biraz kızlardan bahsettikten sonra
Kimin söylediğini tam olarak hatırlamıyorum (büyük ihtimalle Hüseyin ) Kızlarla nasıl tanısıyorsun ya da nasıl tanışırsın gibi bir soru geldi…

Mekanına göre değişebilir dedim ama genelde yanına gidip ” merhabalar tanışabilir miyiz?” derim arkasında bir gülücük eklerim dedim ..

Ihhh mıhhh dedi bizim arkadaşlar sonra onların fikirlerini dinledim. Daha sonra bir anda alkolünde etkisiyle aklıma bir şey geldi.

Kızın yanına gidip” Kalbin boş mu Güzelim ? Oturacağım da” derim dedim. Püsküren biralar, yere dökülen fıstıklar gecenin bir köründe gelen kahkahalar. Gecenin sonuna kadar muhabbet sohbet ve bu cümleyi ilk söyleyeceğim kişinin yüz ifadesi geldi aklıma…

Strahd İsmail KÖSE

Posted in Komik | No Comments »
January 18th, 2010

Soğuk ve karanlık havada evimde oturuyorum camdan dışarı bakıyorum. Sıkıldım canımda sıkkın zaten bilgisayarın karşısına oturuyorum aptalca ekrana bakarken msn de bir nick gözüme takılıyor. Konustugum bir arkadaşım üzgün ev arkadaşlarıyla kavga etmiş yine hayıflanıyor “ders bile çalışamıyorum” diye. Kitaplarını falan al bana gel diyorum. Tamam olur deyip kısa bir telefon trafiği ardından bana geliyor. Cevahirden taksiye binip gel diyorum . Trip yiyorum gel beni al diye mesaj geliyor ardından, can sıkıntısıyla giyinip evden çıkıyorum cevahire gidiyorum. “Ben cevahirin önündeyim”  diyorum, “beni gelip metrobüsten al” diyor. Tamamen çıldırma noktasına geldim ama otomatik olarak buraya kadar geldim bari gideyim diye yürüdüm.

Mecidiyeköy metrobüs çıkısında karsılastık hadi yürüyelim dedim. Taksi bekledim taksi yok. Zaten trafik o biçim düğüm olmuş her yer, Yavaş yavaş cevahirden aşağıya doğru fulyaya yol almaya başladık havadan sudan konusuyorduk öylesine.

Eve geldik , sıcacık evimin bana verdiği huzurla odaya geçtim tabi oda peşimden geldi. Giysi getirmedin mi diye sordum aldığım cevap beni memnun etmedi. Benim giysilerimden giyecekti. Giysi dolabını açıp içinden mavi kazağımı siyah eşortmanımı aldı. Bana dönüp ” Dışarı çık ” dedi. sanki görmeyecektim o giysinin altında neler olduğunuda … Söylene söylene odamdan dışarı çıktım…

5-10 dakika sonra kapıya tıklatıp “geleyim mi” diye sordum. Cevap evet olduktan sonra içeri girdim. Patron koltuğuma oturup bilgisarımın başına döndüm.Karşımda bir kız görmeyi beklerken, Benim kazağımı giymiş bir recep ivedik duruyordu.

Bu ne be recep ivedik gibisin yokmu askılı falan bir şeyin hem burası sıcak ne kazağı diye söylenmeye başladım. fakat hanfendi üşüyormuş neyse tamam deyip bilgisayarıma döndüm. Onada ders çalışması için müsade etmiş olacaktım, aradan 5 dakika geçmeden “Strahd şu ödevimi sen yaparmısın?” ıhmm beynim biraz geç algıladı herhalde. Ben, ödev ve yapmak. Hangi tarihte görüldü emin değilim. 3813 Yaşındayımböyle bir şey yok yaşanmadı!

Hayır yapmam ben kendi ödevin kendin yap dedim. South park açıp izlmeye başladım. Sigara yakıp bana çok kötüsün dedi. Ona bakıp gülümsedim. Kötü olmasam beni nasıl sevebilirdi ki? Canı sıkıldı benimle south park izlemeye başladı. Telefonunda İsmim Pikachu diye kayıtlıyken 3 bölümden sonra telefondaki ismimi Kenny diye değiştirdi. Kahkaha attım ve iyi tespit dedim, fakat hala merak etmekteyim pikachu ve ben ne alaka hiç sevimli değilimdir.

South park sezonunu kapattıktan sonra canım sıkıldı uykum geldi. Yatağın köşe tarafında yatmayı sevmediğimden kendisine hangi tarafta yatacağını sordum. Oda sevmiyormuş. Köşe mecburi şekilde bana kaldı. Klasik müzik Açtım o çoktan yatağa girmişti. Giysiyle uyuyamadıgım için, üzerimde boxer kalana kadar her şeyi çıkardım . Tek kişilik yatağın köşesine geçtim.

-Laaaaaan bune Oha kazakla mı yattın ?
-evet üşürüm ben
-Kızım manyakmısın lan göt kadar oda, kombi açık tek kişilik yatağa iki kişi yatıyoruz ne üşümesi.
-Olsun
-Eve Kız diye getirdim seni recep ivedik çıktın, istersen montumu falanda vereyim onla uyu he ne dersin ?

Gülüşmeler saçma sapan konuşmalar. En sonunda artık uyuyalım dedim. Hanfendi bilgisayar sesi ve klasik müzikte uyuyamadı, Kalkıp bilgisarayı kapattım yatağa geri döndüm.Tek kişilik yatakta mecburi şekilde sırtımıda dönsem yüzümü de dönsem kazağa temas ediyorum ve sonunda ter bastı. eeehhh çıkar şunu artık dedim. Recep ivedik çıkarmamakta ısrar ediyordu.

Gecenin ilerleyen zamanlarında kazak çıktı …. İvedik en sonunda insan formuna girmeye başlamıştı. Güzel anlar yaşarken bir soru geldi. “Strahd ne hissediyorsun”  Benden beklenen cevabın farklı olduğunu bilerek ” Hiiiiç” dedim. O anda soğuk bir rüzgar geldi sanki… Umrumda olmadan gülümsedim… Gece ilerlemeye devam etti…

Sabah

“Canım kalk ben çıkıyorum” sesiyle uyandım “ıhhmm tamam” deyip uyumaya devam ettim. Kapıya kadar bile gitmedim….

Sonrasında bir mesaj geldi

“Çok kabasın, kapıya bile gelmedin” Gülümsedim yine Kazakla yatağa giren beni bu soğuk havada sıcacık evimden çıkartıp metrobüse yürüten kişi bana kabasın diyordu.

Yastığıma sarıldım, uyumaya devam ettim….

Çok mu kabayım, Yoksa hak edene ettiği gibi mi davranıyorum bilmiyorum. Sadece İnsanları kötü huyları için severiz iyilikleri için değil bunu biliyorum…

January 15th, 2010

Ortaköye yürüyorum, yanımda iki tane dostum var sohbete dalıyoruz. oradan buradan konuşmalar geçiyor. “Yalnızım” diyorum “Ne alaka ulan bir sürü kız arkadaşın var” lafı suratıma çarpılıyor. Gülümsüyorum onlara. Yalnızlık anlayışımızın ne kadar farklı olduğunu farkediyorum. Aklımda bir düşünce zuhur ediyor…  Ne çok derdim varmış farkediyorum. Büyüdükçe neler açmışım başıma nasıl saklanmaya çalışmışım  ve saklanamamışım, Değiştiğimi farkediyorum, sorumsuz vurdum duymaz halim kaybolmuş , çoğu şeyi kendine dert edebilen biri olmuş çıkmışım sanki. Farkettim Ben özlemişim Kendimi.

Gece 4 te denize gidip çırılçıplak yüzen,  fırtınada sahile çıkıp koşmaya çalışan beni özlemişim. Hastalandığında mırın kırın yapan etrafındakilerden ilgi bekleyen , kedi gibi mayışıp “banane benle ilgilenin” diyebilen biri olmayı ne çok özlemişim… Hiç bir sorumluluk almadan bir işe girip “sıkıldım ben” deyip çıkan beni özlemişim, insanları hiç umursamadan istediği şeyi yapan bunu yaptıktan sonra gülümseyerek vicdan nedir bilmeyen ben… Ne kadar çok değişmişim ben.

Şimdi bakıyorum da kendime, rahat hiç bir şeyi düşünmeyen biriyken şu anda her şeyi planlayan ona göre yaşayan , bu planlarda aksaklık olunca canı sıkılan birine dönüşmüşüm. Stres nedir bilmezken elinde stresten fazlası olmayan bir adam olmuşum, kitapları zevk için okurken şu anda okumak zorunda olduğum için gelişeceğim de gelişeceğim diye tutturan birine dönüşmüşüm. Hiç bir vucuttan haz alamayan, bir insanla sadece o istediği için sevişebilen kalbinde bir ritm değişikliği bile olmayan biri olmuşum, Fiziksel olgulardan zaten tatmin olamayıp, duygusal bir şeyler peşinde gezebilirken geçmişte, şimdi onun da arayışından kopmuşum. Dalından düşen yaprak gibi hava boşluğuna bırakmışım kendimi.

“Dur” diyememişim içimdeki öküze. İstemişim de istemişim. İsterkende bencilliğimi kaybetmişim, “iyi” diye nitelendirilen insanlar grubuna girmişim. Kimseye acı çektirmeden iyi olabilir mi bir insan bunu hayal dahi etmek istemiyorum.

Özlüyorum;

Gece Yüzmeyi
Fırtınada Koşmayı
Sabah Ezanıyla Mangal yakıp, Mangalın üstünde Tavuk butu pişirmeye çalışırken Meyve ağaçlarından meyve toplamayı.
Ava gitmeyi,
Dereye Bağ Yapıp derede yüzmeyi.
1.5 Metrelik derinliği olan yere 4 metreden atlayıp kafamı gözümü kırar mıyım , Ölür müyüm diye Düşünmeden Yaşamayı….
Bir kadının teninden haz alabilmeyi, Dudaklarımın şehvetle birine dokunabilmesini, hesap yapmadan sevişebilmeyi, umutsuzca sevebilmeyi(ulan ben hiç sevmedim ki umutsuzca bunu nasıl özlüyorum)

BEN ÖZLEDİM BENİ… ÇOK ÖZLEDİM.

Strahd İsmail KÖSE

January 8th, 2010

Kalbimi bıraksam ellerine gitsem
Gözlerinde gördüğüm ışık kaybolsa içimden
Ruhumun düğümleri çözülse tek tek
Başka birini bir kez daha sevebilsem.

Aldığım nefes keyf verse bana
Geri gelse kaybettiğim günlerim
Yeniden doğsa çocukluğum
Gitse ellerimden tutan soğukluğum

Düşlere açsam gözlerimi her sabah
Yanımda uyansa sevdiklerimin hayalleri
Dudağımda Islak bir öpücük gibi olsa tenin
Dokunsam sana kaybolmasa yanımdan hayalin.

Strahd İsmail KÖSE

Posted in Uncategorized | No Comments »
January 3rd, 2010

Şimdi hesaplaşma zamanı..
Bizim de birkaç sorumuz olacak.. Muhatapları çıkıp “mertçe” cevap verecekler..
1- Bülent Arınç’a suikast yapılacak dendi. Kıyamet koptu.. Aslında böyle bir suikast olacağına kimse inanmadı.. AKP yanlısı, Fetullah yanlısı gazeteciler de inanmadı.
Acemice olsa da düzmece senaryo iyi tuttu. Fetullahçı medyanın yanı sıra demokrasiden, cumhuriyetten, Atatürkçülükten yana olan medya da “plana” çanak tuttu. Reyting kaygısı, milli duyguları sildi götürdü..
Ordumuzun, şerefli subaylarımızın göreceği zarar düşünülmedi. Ordu Terör kurumu, subayları terörist edildi.. İzin verilse nerdeyse canlı yayın yapılacaktı.
Fos çıktı. Suikast yalanı, mahkemeden döndü.. Göz altına alınan (aralarında suikast yapacak diye yakalanan subaylarda var) askerler serbest bırakıldı.
Şimdi sormazlar mı ordu düşmanlarına?
O kadar çok emindiniz ki.. Neredeyse suikast yapıldı diyecektiniz.. Suikast yalanınızı mahkeme dahi kabul etmeyip yalanınızı,iftiranızı yüzünüze çarptığına göre.. Amacınız Bülent Arınç’ı yüceltmek, Şerefli Türk Ordusunu yerden yere vurmak mıydı?
Yoksa.. Başka maksadınız, planınız mı vardı?

2- Suikast iddiası ile Genelkurmay Başkanlığı’nın kapıları aralandı.. Yetmedi.. Hedefte Özel Kuvvetler Komutanlığı vardı..
Nedir Özel Kuvvetler Komutanlığı?
Medyada uzun uzun anlatıldı.. Biz burada komutanlığı kuran Emekli albay İsmail Tansu’nun sözlerine yer vereceğiz. Tansu: “Burada suikast bilgileri olmaz” diyor. İddialı da konuşuyor ve çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor.
Bu çok önemli nokta her ne hikmetse, yalancı, iftiracı, sahtekar medyamızın gözlerinden kaçtı(!)..
Tansu diyor ki: “Biz sınır dışı milli hareketleri ve planları yaparız. İşgal olursa nerede mukavemeti yapacağız. Bunların bilgileri olur.”
Dikkat ettiniz mi? “İşgal olursa nerede mukavemeti yapacağız. Bunların planlarını yaparız..”
Peki soralım:
Türkiye işgal edilebilir mi? Ederse kim (hangi devlet) işgal eder?
Ne demişti Abdullah Gül: “Biz yapmazsak, birileri gelir yapar..”
Demek ki “birileri” gelecek..
Yani.. TÜRKİYE İŞGAL ETTİRİLMEYE hazırlanıyor..
Türkiye işgal edilirse.. Karşı koyacak olan, işgali önlemeye çalışacak olan kim? Türk Ordusu..
Peki.. Son bir yıldır Türk Ordusu üzerinde bir baskı var mı? Var. Türk Ordusu Terör örgütü gibi gösteriliyor mu? Gösteriliyor. Şerefli subayları terörist gibi suçlanıyor, basılıyor, tutuklanıyor mu? Evet..
Psikolojik olarak yıpratılıyor mu? Evet. Subaylar, komutanlar tahrik ediliyor, kışkırtılıyor mu? Evet..
Tutuklamalarla asker yıldırılıyor mu? Bıktırılıyor mu? Evet..
Peki.. Diyelim ki Türkiye işgal edildi?
Bu Ordu İşgal edene karşı direnebilir mi? Türkiye’nin güvenliğini sağlayabilir mi?
Ya da Ordunun başında, emir verecek yetenek ve kabiliyette komutan var mı?
3- Düşman, Türk Ordusunun işgal planlarını öğrenmek için suikast iddiasını mı ortaya atmıştı?
Suikast iddiası ile Genelkurmay Binasına girildi. Genelkurmay’da birçok birim var iken neden doğruca Özel Kuvvetler Komutanlığına girildi?
Özel Kuvvetler Komutanlığı, evvelden beri Amerika’nın hedefindedir. Irak’ın kuzeyinde, Süleymaniye’de başlarına çuval geçirilen askerlerimiz de Özel Kuvvetler Komutanlığına bağlı idi.
Özel Kuvvetler Komutanlığı, hem AKP Hükümetince hem de Amerika için kara kutu gibidir. Kozmik odada kozmik bilgiler asla bilinmez ve bilen subay sayısı da 8 dir.
Bilenlerin arasında Gül de Erdoğan da.. Arınç’ta yoktur.
Amerika’da ne yaptı ise, Kozmik odaya, kozmik bilgilere ulaşamamıştır. Türk Ordusu böylesine sahipsiz bırakılmışken, şerefli subayları kışkırtılmış, psikolojik olarak yıpratılmış, bunaltılmışken..
Her subay can yani kendi derdine düşmüşken..
En önemlisi.. Türk Milleti ordusundan desteğini çekmeye başlamışken..
Mahkeme suikast iddiasını yalanlasa.. suikast yapacağı ileri sürülen subaylar serbest bırakılsa.. Darbe planları bulanamasa da önemli mi?
Önemli olan kozmik odadaki kozmik bilgilerdir.
Yani, Türkiye işgal edilirse.. Türk ordusunun savunma planı nedir?
Amerika Irak’ı işgal etmeden önce, Irak’ın kozmik bilgilerine ulaşmış olsa idi, Irak’ta rezil duruma düşmezdi. Kaldı ki Irak Amerika için bir lokmada yutulacak kadar küçük bir ülke idi. Amerika böyle sanıyordu.
Türkiye farklı. Türk Ordusu dünyanın 5 ci büyük ordusudur. Güçlüdür. Amerika Türk Ordusu ile karşı karşıya gelmek ister mi?
Amerika, Türkiye’nin işgal planlarını öğrenecek ki, ona göre strateji hazırlayacak ve Türk ordusunu ani bir baskınla devreden çıkaracak.. Türkiye’yi işgal edecek..
Hatırlayanlar bilir.. Afganistan’ı işgal eden Rusya, “Davet edildim girdim” demişti.
Türkiye’de “davet etmeye” doğru gidiyor.
Hemen hergün her saat tv ekranlarında Türk Ordusu ve Türk Ordusunun şerefli subayları terörist gibi gösteriliyor. Suçlanıyor. Baskına uğruyor, Tutuklanıyor.
Türk Milletinin kafası karmakarışık oldu..
Cumhuriyetin savcıları, devletin bekasını savunacak olan savcılar “gizlilik olmaz” diyerek devlet sırrının gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında yayınlanmamasını reddetti.
“Türkiye’nin sırlarını yayınlayın dünya alem öğrensin.. Kanunen sakıncası yok” dedi..
Devletin Kültür Bakanı AKP’li, kin beslediğini itiraf ede de, “Kozmik oda müze olsun” diyecek kadar densizleşebiliyor.
İhanet, hainlik, düşmanlık kol geziyor.
İşgal edilmek için herşey hazır..
İş bir tek, kırmızı telefonun Beyaz Saray’da çalmasına kaldı..
Telefon çalacak.. Ahizenin Türkiye tarafı “Amerika her an gelebilir..” diyecek..
Bu kadar basit yani..
Hem de çok basit!!!!

(alıntıdır)

Kişisel görüşüm; hiçbir ülke ordusuna toz kondurmazken türkiyenin ordusunu bu kadar yermesi çok tuhaf değil mi? Ordudan ne isteniyor, neden üzerlerine bu kadar gidiliyor… Türkiyeyi ve TÜRK milletini Korkutmak yıldırmak isteyen herkese bir cümle….

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

  • Pages

  • Meta

  • Flash required